Öncülerin şehri İzmir

Mümin Sekman Türkiye’nin en başarılı ‘başarı uzmanı.’ Kitapları ve semineri yok satan bir düşünür. Aynı zamanda bir İzmir aşığı! Sekman’ın bir milyondan fazla satan kitabı ‘Her şey Seninle Başlar’da, üstüne basa basa anlattığı üç psikolojik kavram var. Bunların her biri İzmir’imizin geleceği için çok önemli. Dilerseniz kısaca özetleyelim.

İlk kavramın ismi ‘öğrenilmiş çaresizlik.’ Hikayeye göre bir yavru fili ağaca bağlarlar. Fil defalarca kaçmaya çalışır ama başaramaz. Sonunda vazgeçer. Daha sonra filin tasmasını çözdüklerinde, hayvancağız olduğu yerde kalır. Ne yazık ki çaresizliği öğrenmiştir! Olgu değişse de onun algısı aynı kaldığı için kaybetmeye mahkum olmuştur.

İkinci kavramın adı ‘cam tavan sendromu.’ Bilim insanları pireleri metal bir tabağın üstüne koymuş. Daha sonra üstlerine cam bir kavanoz kapatmış. Metal tabağı alttan ısıttıklarında pireler zıplamaya başlamışlar. Kısa sürede kafalarını kavanoza çarpa çarpa, kendilerine bir yükseklik limiti koymayı öğrenmişler. Kavanoz kaldırılınca o yüksekliği bir daha aşmamışlar. Ne hikmetse pireler, artık hiçbir geçerliliği kalmayan limitlerini zorlamamayı, korkularına meydan okumamayı öğrenmişler!

Sekman’ın anlattığı son kavram ise atalet. Bir şey yapmanız gerektiğini bilmenize rağmen, hiç bir şey yapmama durumuna atalet deniyor. Ön güzel örnekler, yılbaşından önce kendimize, ‘Bu sene kilo vereceğim. Bu sene fotoğraf çekmeyi öğreneceğim. Bu sene Küba’ya gideceğim.’ gibi sözler verip, tutamamamız. Düşünürüz. Konuşuruz. Tartışırız. Ama bir şey yapmayız! Hareketsiz kaldıkça ilerlememiz daha da zorlaşır. Öte yandan bunu tersten de okuyabiliriz: Momentum yakaladıkça, durdurulmamız daha da zor olur!

Bu son cümle çok önemli. Çünkü İzmir ve İzmirliler bir momentum yakalamak üzereyiz. Seneler önce EXPO adaylığı sayesinde İzmir yüzünü yurtdışına çevirdi. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeye başladı. Dört sene önce Montreal’deki Bixi’den bahsediyorduk. Bir anda Bisim’e biner olduk. Kuzey Amerika’da yükselen trend olan arabasız yaşama geçişi tartışıyorduk. Bir baktık Türkiye’nin ilk Otomobilsiz Kentler Günü İzmir’de kutlandı. Avrupa’da şehirlerin halk tarafından nasıl hack’lendiğini konuşuyorduk. Ve Can Sucuoğlu, Elif Ensari ve Gudjon Erlendsson geldiler. İzmir Ticaret Odası’nın yardımıyla, Kordon’a kendisi küçük ama sembolik anlamı büyük bir enstalasyon kurdular. Bir nevi İzmir’i hacklediler! ‘World Cities Day Challenge’da ödül kazandılar. Ama daha da önemlisi, İzmirliler’e, doğru yere, doğru niyetle ve doğru şekilde yapılmış küçük bir dokunuşun bile ne kadar büyük ses getireceğini gösterdiler.

Sonuçta, bu tarz şehircilik fikirlerinin Türkiye’de ilk kez İzmir’de hayata geçiyor olması bir tesadüf değil. Çünkü İzmir, Öncülerin Şehri. Burası, Türkiye’nin, Osmanlı’nın ve Yunan Medeniyeti’nin sayısız ilklerine imza atan insanların yaşadığı coğrafya. Bu yüzden İzmir bir şehir değil: bir kafa yapısı. Ürkütücü hızla içine kapanan Türkiye’nin, açık görüşlü şehri olarak kalabilmemiz için iki şey yapmamız gerekiyor:

Birincisi Can Sucuoğlu, Elif Ensari ve Gudjon Erlendsson gibi kişilere, parlak fikirlerini İzmir’de uygulayabilecekleri mesajını vermeliyiz. Yeşim Kunter gibi yaratıcı insanlara, İzmir’de neler yapmak istediklerini sormalıyız. Şehrimizi bir deney platformuna çevirmeliyiz. Bu insanların önünü açmalıyız, ki dünya çapında ses getirecek projelere imza atsınlar. Bu sayede hem İzmirliler eğlensin, hem de İzmir eşi bulunmaz PR yapsın.

İkincisi ise İzmirliler olarak kendimizi sorgulamalıyız. Acaba öğrendiğimiz çaresizlikler neler? ‘Şu İzmir çukurunda…’ diye başlayıp cam tavan sendromu ile biten ezberlerimiz hangileri? Son olarak hangi konularda kişisel ve toplumsal atalet yaşıyoruz? Her şeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden, ticaret odasından beklemek yerine elimizi taşın altına koyacak mıyız?

Dediğimiz gibi, İzmir momentum yakalamak üzere. Bu süreci hızlandırmak istiyorsak, şehir içindeki ve dışındaki tüm öncüler İzmir’le oynamaya davet etmeliyiz.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.