Erişilebilir Toplumsal Mekanlar Yaratmak

Gezi Parkı direnişi sayesinde ‘toplumsal alan’ bilincimiz uyandı. Bu, İzmir gibi hızlı ve sağlıksız büyüyen şehirler için çok önemli, çünkü hızlı büyüyen şehirler, varoluş sebeplerini unutuyorlar. Çoğumuz için zengin şehir, kalkınmış şehir anlamına gelir. Oysaki  ekonominin şehir yaşamı üzerindeki hegemonyası yeni bir gelişme. Binlerce yıl önce yerleşik yaşama geçilmesinin sebebi ekoknomi değilmiş. İnsanoğlunun şehir kurmasının asıl sebebi korunma ve sosyalleşme içgüdüsü. Bu yüzden İzmir’imizin büyümesine ve zenginleşmesine önem verirken, şehrin sosyalleştirici rolünü göz ardı etmemeli, şehre daha işlevsel toplumsal alanlar kazandırmalıyız. Batılı şehir planlamacılarının kullandığı bir terim vardır: ‘Placemaking – mekan yaratmak’ yani bir alanı, insanların doğalca bir araya gelip, şehirlilik kültürünü yaşayabileceği mekana çevirmek. Bu akımın önderi olan PPS’e göre toplumsal mekanların dört adet başarılı kriter vardır: Erişilebilirlik, kullanılabilirlik, estetik ve sosyallik. İzmir’in toplumsal mekanlarının erişilebilirliğini değerlendirelim.

Seneler önce İstanbul’a taşındığımda ilk fark ettiğim şeylerden biri balkon kültürü olmamasıydı. Oysa biz İzmirliler balkonu, bir toplumsal mekan olarak kullanırız. Acaba şu olabilir mi? İzmirliler sosyal insanlar, ancak şehirdeki toplumsal mekanlar yeterince işlevsel değil. Bence buna yol açan önemli bir sebep toplumsal mekanlarımızın, yani başlıca sokak, meydan ve parklarımızın ulaşılamaz oluşu. Geçtiğimiz ay sokak ve meydanlarımızın sorunlarını tartışmıştık. O yüzden parklarımıza odaklanalım. PPS’e göre bir toplumsal mekanı erişilebilir kılan iki ana kriter, kolayca ulaşılabilir ve içinde sorunsuzca dolaşılabilir olması. Parklarımız her ne kadar kolay erişilebilir olmasa da İzmir’de ufak dokunuşlarla erişilebilir kılabileceğimiz çok güzel mekanlarımız var. İşte erişilebilirlik için dört basit ve ucuz çözüm:

  1. İzmir’deki Gezi direnişi süresince insanların Gündoğdu’yu kendilerine mekan bellemesinin birincil sebebi, mekanın karadan ve denizden ulaşılabilirliği ve engelsiz oluşuydu. Kordon ne kadar ulaşılabilirse Kültür Park ta bir o kadar ulaşılamaz. Temel sorun, Kültür Park’ın etrafını bir ortaçağ kalesi gibi duvarla ören zihniyetimizde. Ne yazık ki etrafı duvarla çevrili bir park, bilinçdışımıza: ‘Parka bak ama kullanma. Uzaktan sev.’ mesajını veriyor. İşe, bu yapay engelleri kaldırarak başlayabiliriz. Veya kademeli olarak Londra Hyde Park’taki gibi diz seviyesinde bir çit örebiliriz. Algıyı çok etkileyecektir.
  2. İzmir yeşil alan fakiri olduğu için yöneticilerimiz şehrin dışına büyük parklar yapıyorlar: İnciraltı, Sasalı, Homeros Vadisi, Aşık Veysel Parkı hep bu amaçla yaratılmış dev vahalar. Ancak bu alanlara arabasız veya toplu taşıma kullanmadan ulaşabilmek kolay değil. Yani büyük parklar, erişilebilirlik sorunu ile doğuyorlar. Bu parklara yürümek çok zor. Ama Sasalı’da olduğu gibi parkla en yakın yerleşim merkezlerini tamamen bisiklete tahsis edilmiş, korunaklı yollarla birleştirebiliriz. İkinci aşamada bu yolları en yakın metro, İZBAN duraklarına ve vapur iskelelerine entegre edebiliriz. Son aşamadaysa tüm parkları bisiklet yolları ile birbirine bağlayabiliriz.
  3. Parklarımızın başka bir sorunu da büyüklükleri yüzünden içlerinde kolayca dolaşılamaması. Kanadalılar bu işi güzel çözmüşler: Montreal’de parkların içine bizdeki KARBİS sistemi konmuş. Bu şekilde hem parka ulaşmak hem de park içinde dolaşmak çok kolaylaşıyor. Toronto Adası’nda daha ise vapur iskelesinden normal veya tandem bisikletler kiralayabiliyorsunuz. Bu şekilde adanın her yerinde efor sarf etmeden ulaşabiliyorsunuz.
  4. Son olarak ta erişilebilir park yaratmak için daha tasarım aşamasındayken engelli vatandaşlarımızı projeye dahil etmeliyiz. Onların kolayca dolaşabileceği şekilde tasarlanan bir park, herkes için çok daha erişilebilir olacaktır.

Gelecek sayımızda toplumsal mekanlarımızı daha ‘kullanılabilir’ hale getirmenin yollarını arayacağız.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.