İzmir’i İzmir Yapan Şey

Toronto da lapa lapa kar yağan bir Nisan günü. Bitmek bilmeyen kış, insanın kemiklerine işleyen soğuk ve kasvetli hava, en neşeli Torontoluyu bile artık pes ettirmiş. Koca şehirde başınızı nereye çevirseniz limoni bir surat görüyorsunuz. Gökyüzünün griliği adeta şehrin ruhunu esir almış…

Öte yandan hayat devam etmek zorunda. İnsanların her gün işe gitmek, çalışmak ve eve dönüş yolunda trafik çilesi çekmekten başka şansları yok. Caddelerde iş çıkış saatinin yarattığı malum yoğunluk. Toplu taşıma sistemi TTC tam kapasite çalışmasına rağmen duraklar tıklım tıkış dolu. Yüzlerce insan taşıyabilen dev tramvayların içinde iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık var. Yine de kondüktör işi gereği her durakta duruyor. Sırılsıklam olmuş yolcular bindikçe 40 yaşındaki tramvayın içindekiler daha da sıkışıyor. Bir durak. Bir durak daha. Bir durak daha… Sonunda yolcular isyan ediyor ve daha fazla ‘arkaya doğru ilerlemeyi’ reddediyor.

Kondüktör -muhtemelen tramvayla aynı yaşta olan- mikrofonu eline alıyor. Mekanik bir şekilde ‘Lütfen arkaya doğru ilerleyin’ şeklinde bir anons yapıyor. Ama kimsenin milim oynamaya niyeti yok. Kondüktör ‘önceden yazılmış bir metin okurmuşçasına’ ikinci bir anons yapıyor. Hareketlenmeyi bırakın, arkalardan agresif sesler yükselmeye başlıyor. Tam ‘Bu yolculuk tramvaydaki herkese işkence olacak’ derken hiç beklenmedik bir şey oluyor!

Kondüktör eline sadece mikrofonu değil, aynı zamanda inisiyatifi de alıyor. Herkesin duyabileceği şekilde, ‘Tamam o zaman. Bir oyun oynayalım. Soracağım sorulara doğru yanıt verenlere tek binişlik jeton vereceğim.’ diyor ve ilk sorusunu soruyor: ‘Sizce bu tramvayın ağırlığı ne kadar?’ Tramvaydan çıt yok. Belli ki canları sıkkın Torontoluların çocuk oyunu oynamaya niyeti yok. Kondüktör soruyu tekrarlıyor ve arkadan cılız bir ses duyuluyor: ‘İki ton.’ Başka bir yolcudan cevap geliyor: ‘Deli misin? Bu araç en az 100 ton gelir!’ Doğru cevap gelmeyince sürücü araya giriyor: ‘Doğru cevap: 20 ton. İkinci soruya geçelim!’ Bir düğmeye basıyor ve soruyor: ‘Bu ses tramvayın neresinden geliyor?’ Bu sefer en az 10 kişiden ses yükseliyor. Doğru cevabı veren Uzakdoğulu bir bayan jetonunu alıyor ve neşeyle elini havaya kaldırıyor. Tramvayda tek tük alkış sesi duyuluyor. Kondüktör ‘Üçüncü soru’ derken artık herkes pür dikkat kesilmiş durumda. ‘Arkaya ilerleme sorunu’ kendiliğinden ortadan kalkmış. O sırada durağıma yaklaşıyoruz. Araçtan inerken kendi kendime, ‘Tipik bir Toronto hikayesi‘ diyorum…

Bir şehri şehir yapan binalar, yollar, kaldırımlar değildir. Bir şehri şehir yapan o şehrin insanlarıdır. Kültürüdür. Ruhudur. Nasıl Toronto sadece gökdelenlere ve dev parklara indirgenemezse, İzmir de Saat Kulesi’ne veya Kordon’a indirgenemez. İzmir bir yaşam tarzıdır. Kafa yapısıdır. Hayata bakış açısıdır. Ve ne mutlu bize ki içinde bulunduğumuz zaman İzmir’i İzmir yapan öz değerleri popüler kılıyor.

Öz değerler, yerçekimi gibidir. Yerçekimini göremeyiz. Ama onun ‘tüm evreni bir arada tutan’ etkisini her an hissederiz. İzmir’in öz değerlerini de belki direk olarak gözlemleyemiyoruz. Bununla beraber etkilerini her gün yaşıyoruz. Örnek mi?

Sayın Nedim Atilla geçtiğimiz günlerde ‘İstanbulluların İzmir’e taşınma fantezisini’ irdelemiş. İstanbullulardan duydukları şöyle: ‘İzmirliler kendilerini yaşadıkları metropole ait hissediyor. Özür dilemeyi, kuyruğa girmeyi, kırmızı ışıkta beklemeyi unutmamışlar. İzmir’de kadınlar son derece kendine güvenli ve rahatlar. İzmirliler güler yüzlüler ve selamlaşmayı ne olursa olsun ihmal etmiyorlar. İzmir’de hoşgörü ortamı var. Çok rahat tartışma olanağı buluyoruz.

Hızla karanlıklaşıp yozlaşan Türkiye’de İzmir’i eşsiz kılan şey, dağı, taşı, iş imkanları, havası değil. İzmir, kendisini gerçekten özel kılan şeyi unutmadığı sürece her zaman parlak bir geleceğe sahip olacaktır.

Özel sebeplerden dolayı yazılarıma bir süre ara vermek durumundayım. 2016’da bıraktığımız yerden devam etmek ümidiyle!

One thought on “İzmir’i İzmir Yapan Şey

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.