İzmir Halk Bahçeleri

Aylar sonra kutup soğukları sona erdi ve Montreal’e yaz geldi. Her yerde büyük bir enerji patlaması var. Sokaklar cıvıl cıvıl. Daha önce bahsettiğimiz, yazın temsilcisi Bixi’ler sokaklara hakim oldu. Ancak Montreal’de yaz denince hemen akla gelen bir marka daha var: Montreal’lilerin gönüllerince sebze, meyve yetiştirebildikleri Montreal Halk Bahçeleri. Bu bahçelerden şu anda şehirde 10 adet mevcut ve 1000’in üzerinde Montrealli bu zeki servisten yararlanıyor. Bu konsepti İzmir’de nasıl uygulayabileceğimizi tartışmadan önce halk bahçesinin ne olduğunu anlatalım.

This slideshow requires JavaScript.

Aslında halk bahçesi Montreal’e özgü bir konsept değil. Avrupa’da ve Amerika’da değişik türevleri mevcut. Baside indirgersek konsept şöyle çalışıyor: Belediye sosyal rehabilitasyona ve yeşile ihtiyacı olan semtleri ve mahalleleri belirliyor. Çoğu, şehrin göbeğinde yer alan, apartmanlar arasına sıkışmış ve çeşitli sebeplerden ötürü kullanılmayan bu alanlar temizleniyor, organik tarıma elverişli hale getiriliyor ve etrafına bir çit geriliyor. Bahçelerin büyüklüğü belediyenin elindeki alana göre değişiyor. Daha sonra her bahçe 3 metreye 6 metrelik adalara bölünüyor ve her ada senelik 10 dolara kiralanıyor. Bunun karşılığında kiracılara bahçenin anahtarı veriliyor. Genelde bir bahçede 100 kadar kiracıya yetecek ada mevcut. Kiracılar kendilerine ayrılan alanda istediklerini yetiştirmekte serbestler ama genelde herkes organik sebze, meyve ve ot yetiştirmeyi tercih ediyor. Peki bu ürünler ne oluyor?

Kiracıların ellerindeki mahsülü satmaları yasak. Tabi isterlerse kendileri tüketebilirler. Zaten İzmirli çoğu ev hanımı balkonlarında çeşitli sebzeler yetiştiriyor. Bunun 18 metrekarelik bir alanda yapıldığını düşünürsek, bir ailenin ihtiyacından fazla hasat alındığını görürüz. Çoğu kiracı hasatlarını maddi yönden zor durumda olan komşularına veriyor. Yani bir anlamda Kurban Bayramı’ndaki gibi bir dayanışma ortamı yaratılıyor. Bazen birden çok kiracı birleşip hasatlarını o semte hizmet veren Sokak Çocukları Vakfı gibi bir kuruluşa bağışlıyor. Bazen de kiracılar organik hasatlarını şehrin büyük ofis binalarında kurdukları standlarda satıyorlar ve elde ettikleri parayı bir kuruluşa bağışlıyorlar.

Burada bir konunun altını çizmek lazım. Bahçıvanlık bir amaç değil, bir araç. Asıl amaç halkı ve şehri doğa aracılığıyla bütünleştirmek. Zaten halk bahçelerinin sloganı: “Halk bahçesinde halk bahçeden önce gelir.” Yani Montreal Belediyesi bu bahçeler sayesinde halkın bir araya gelip şehrin lokal sorunlarına çözüm üretebileceği bir platform yaratmış. Çözüm aranan sorunlar üç gruba ayrılabilir. İlki mahallelerin islahı: İzmirimiz ne yazık ki yeşil alan konusunda çok şanslı değil. Kurulacak halk bahçeleri mahallelere değişik bir hava katacaktır. Her ne kadar bu bahçelerde çiçek yetiştirilmesede beton bloklar arasına sıkışmış insanlar için bir nefes alma imkanı yaratılmış oluyor.

İkincisi halkı bir araya getirmek. Halk bahçeleri her anlamda insanları birbirine yakınlaştırıyor. Kiracılar düzenli olarak bir araya geliyor. Hasatlar ihtiyacı olan kuruluşlara gidiyor ve semtler bazı sorunlarına çözüm üretme konusunda insiyatif elde ediyorlar. Bazı semtler halk bahçelerini şirketlere kiralıyor. Şirketler hem semtlere yardım etmiş oluyor hem de bahçeleri çalışanlarının ekip ruhunu geliştirmek için bir aktive mekanı olarak kullanıyor.

Son olarak ta modern hayat yüzünden doğadan kopmuş insanları tekrar doğa ile birleştiriyor. Tahmin edeceğiniz üzere doğa ile uğraşmak bir nevi meditasyon. Halk hem stresini atıyor hem de organik ürün yeme şansı elde ediyor.

Halk bahçesi konseptini daha da ileriye götüren şehirler var. Belediye bu bahçelerin kurulmasına ve bakılmasına para harcamak istemediği zaman, her bir bahçeye sponsor alabiliyor. Bunlar genelde o semtle bütünleşmiş firmalar oluyor. Ayrıca isimlerini duyurmak veya tüketici nezdinde algılarını geliştirmek isteyen gıda firmaları da halk bahçelerine sponsor olabiliyor. İzmir de nasıl yapabilir bu iş? Mesela bu sene İzmir’de kurulan bir gıda firması olan Litus Gıda bir semt seçip oradaki halk bahçesinin yıllık masraflarını karşılamak koşuluyla o bahçeye isim sponsoru olabilir. Böylece hem firmanın bilinirliği artar, hem firmanın ürünleri ile doğallık arasında bağ kurulur hem de firma doğup büyüdüğü şehre olumlu bir katkıda bulunur.

Her zaman tekrar etmekte fayda var. İzmir ilklerin şehri. Enlerin şehri değil. Bu tarz bir sosyal projeyi Türkiye’de geniş çapta ilk kez uygulamak sizce de İzmir’e değer katmaz mı? Fikirlerinizi benimle paylaşın.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.