Çatıdan taze

person holding black scissors

Tunç Soyer’in en önemli seçim vaatlerinden bir tanesi Yeşil bir İzmir yaratmaktı. Bu doğrultuda, “kişi başına düşen yeşil alan miktarını 30 metrekareye çıkaracağız” şeklinde bir söz vermişti. Daha önceki yazılarımızda atıl alanları değerlendirmek suretiyle İzmir’de kişi başına düşen yeşil alanı arttırabilecek yaratıcı çözümler paylamıştık. Bunlardan bir tanesi de apartmanların çatılarında kurulabilecek bahçeleriydi. Gelin bu ay Kanada’ya gidelim ve bu konunun nasıl mükemmel bir ticari ürüne dönüştüğünü öğrenelim.

Montreal’in Saint-Laurent ilçesini -havaalanına yakınlığından ötürü- bizim Gaziemir’e benzetebiliriz. Bölgede onlarca depo ve hangar bulunmakta. Bu sevimsiz binaların dış cephelerini değerlendirebilmek için belediye bir kanun koyuyor: Endüstriyel büyüklükte binaların çatıları yeşillendirilecek!

Bu dev binaların çoğu havacılık sektörüne hizmet ediyor. Bir tanesi hariç: 25.000 metrekarelik, IGA isimli bir süpermarket. Mağazanın sahibi düşünüyor taşınıyor ve yaratıcı bir çözüm üretmeye karar veriyor: Süpermarketin tepesine, Kanada’nın en büyük organik çatı bahçesini kurmak!

Bugün çatı bahçesinde pancardan kara lahanaya, domatesten patlıcana, maruldan fesleğene tam 30 çeşit organik sertifikalı sebze yetiştiriliyor. “Çatıdan taze” toplanan ürünler aynı gün alt kattaki süpermarkette paketlenip, satılıyor. 

Süreç ilginç hikayelerle dolu. Mesela normal şartlarda çatı bahçelerinde –topraksız tarım olarak da bilinen- hidroponik sistemi tercih ediliyor. Bu yöntemde devamlı devir daim eden su, bitki köklerini besliyor. Hidroponik yöntemin artısı, su ihtiyacını 6’da 1’e kadar düşürmesi. Öte yandan, toprakta yetişmeyen bir ürün organik sertifikası alamıyor. Bu yüzden IGA binanın çatısını, 15 santimetre derinliğinde toprak ve gübre tabakasıyla kaplıyor. Bunun ve öngörülmemiş bir kazanımı oluyor. Çatı yalıtıldığı için süpermarketin enerji maliyetlerinde ciddi bir düşüş yaşanıyor. Peki ya sulama? Ona da dahiyane bir çözüm bulunmuş. Süpermarketin havalandırma sisteminden tahliye edilen sular filtre edilip tekrar kullanılabilir hale getiriliyor. Böylece normalde atıl olan bir kaynak tekrar kullanılmış oluyor.

Bir başka ilginç hikaye de arıcılıkla ilgili. Çatıya sekiz adet arı kovanı konuyor. Amaç her yıl 600 kavanoz bal üretip, aşağıdaki mağazada satmak. Ancak yetiştirilen diğer sebzeler, arılara zarar veren böcekler çekiyor. Bunun üstüne bir ziraat mühendisi devreye giriyor ve doğal caydırıcı olarak kır çiçekleri ekmeyi öneriyor. Sonuçta sadece haşereler itlaf edilmiyor; aynı zamanda mağazanın çatısında yetişen çiçek aşağıda satılmaya başlanıyor.

İşin bir de tanıtım yönü var. Çatıya kurulan dev bahçeyi, IGA’nın logusu şeklinde düzenliyorlar. Bu sayede havaalanına inip kalkan uçaklardaki yolcuların görebileceği devasa bir reklam alanı yaratmış oluyorlar. 

Bu projeye hangi açıdan bakarsanız bakın kazan-kazan ilişkisini görebiliyorsunuz. Belediye atıl olan çirkin bir alanı yeşillendiriyor. Süpermarket kendine ek gelir yaratıyor. Yerel halk ise tarladan sofraya, taze ürüne erişiyor. Yani Saint Laurent’ın tüm paydaşlarının çıkarlarına hizmet eden dahiyane bir çözüm ortaya çıkmış.

İzmir’de endüstriyel büyüklükteki binaların çatılarının şehir bahçelerine dönüştürdüğünü hayal edin. Bu atıl alanların çevredeki mahalleler için taze ürün yetiştirmek için kullanıldığını düşünün. Bu sayede yüzlerce hatta binlerce kilometre uzaklıktan gelen sebze meyvelere olan ihtiyacımızı ortadan kaldırabilir -veya en azından azaltabiliriz. Hatta çatı bahçelerinin süpermarketler tarafından yönetilmesine bile gerek yok. Belediye -her zamanki gibi Türkiye’ye öncülük yapıp-çiftçilerle depo ve mağaza sahiplerini bir araya getiren bir çatı bahçeciliği programı yaratabilir. Başkanımız, “Başka bir tarım mümkün” deyip, bizleri farklı bir dünya hayal etmeye davet ediyor. Gerçekten de yukarıda bahsettiğimiz örnek bize hayal gücünün sınırı olmadığını gösteriyor.

Posted In

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.