Kültürpark’tan Kültür Vadisine

Adnan Menderes Havalimanı rekor üzerine rekor kırıyor. Türkiye’nin en yoğun 3. havalimanına ve Avrupa’nın en işlek hattına sahibiz. Bunlar mükemmel gelişmeler. Ancak rakamlara dikkatli bakarsak, İzmir’e gelenlerin sadece %25’inin dış hatlara geldiğini görürüz. Yani Adnan Menderes’in yaşadığı patlama şehre gelen yabancı turist sayısını yansıtmıyor. Öte yandan İZTO’nun çabalarıyla şehre gelen kurvaziyer sayısı artıyor. Ancak bu turistleri ne kadar iyi ağırladığımız tartışma konusu. ‘Neden?’ diye sorduğumuzda, en koyu İzmirli bile aynı şeyi söylüyor: ‘İzmir’in etrafında gezilecek yer çok ama içinde görülecek bir şey yok.’ Bu tarz yanlış algıların temelinde, İzmir’in değerlerini bölük pörçük görmek yatıyor. Noktaları, zihnimizde kolayca birleştiremeyince şehirde yapılacak bir şey yok sanıyoruz. Bunu değiştirebilir miyiz? Elbette…

 

Söz konusu turizm olduğunda, ‘critical mass’ yani ‘kritik yoğunluk’ çok önemlidir. Eğer insanlara, tek bir çekim merkezi sunarsak oraya gelme ihtimalleri düşük olacaktır. Ama iki çekim merkezi sunarsak, mekanların arasında olumlu bir etkileşim oluşur. Çekim merkezi sayısı arttıkça, sunabileceğimiz kombinasyon sayısı da katlanacaktır. Bu yüzden yapmamız gereken, birbirleriyle etkileşebilecek mekanlar yaratmak. Ama biz tam tersini yapıyoruz. Örneğin, Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir değere sahibiz: Ahmet Adnan Saygun Salonu. Ancak konutların arasına sıkışmış olan bu mükemmel salonun etrafında görmeye layık başka bir yer yok. Bu yüzden salon, konserden konsere yaşayan bir yer haline geliyor. Uzun zamandır Mavişehir’e bir opera binası yapılacağı konuşuluyor. Bu iki binanın arasındaki etkileşim olamayacağı görmek zor değil. Aynı sorunla karşılaşan Montreal, bakın nasıl dünyanın sayılı kültürel etkinlik merkezlerinden biri haline dönüşmüş.

Montreal’in nüfusu İzmir kadar ancak her sene 100’den fazla festival düzenliyor. Bunların en az yarısı uluslararası özellikte, bir kaçı da dünyanın en saygınları arasında. Bunu nasıl mı becermişler? Planlamacılar, şehrin önemli tüm kültürel merkezlerini birbirlerine yürüme mesafesinde, şehir merkezinin hemen yanı başına inşa etmiş. Senfoni binası, sanat merkeziyle bitişik, ileride büyük kütüphane, karşısında tiyatro salonu, arkasında tarihi sinema binası var. Bu şekilde 30’a yakın merkez birbirine yürüme mesafesinde. Buraya ‘Festival Vadisi’ veya ‘Gösteri Mahallesi’ deniyor. Etrafı barlar, restoranlar ve otellerle çevrili. Bizim fuar büyüklüğündeki bu vadi toplam 28 bin koltuk kapasitesine sahip. Gün içinde 8.500 kişiye iş sağlıyor. Gerektiği zaman mekanların otoparkları ve bahçeleri birleştirilebiliyor, kapasitesi 200 bin kişiye kadar çıkabiliyor ve sayısız açık hava festivaline ev sahipliği yapabiliyor. Montreal’in, dünyanın en büyük caz festivaline ev sahipliği yapabilmesinin temelinde Festival Vadisi yatıyor. İzmir’in buradan alacağı ders nedir?

Ne yazık ki AASM’nin etrafı büyümeye uygun değil. Genelde, sadece civarına hizmet eden, şehrin geri kalanından kopuk bir alan olarak kalmaya mahkum. Bu yüzden bir sonraki büyük bir yatırımı Mavişehir’e yapmaktan kaçınmalıyız. Kısa süre sonra yeni fuar alanı açıldığında ‘Kültür Park’ boşalacak. Yapabileceğimiz en akıllı şey, Kültür Park’ın rolünü, adına yakışacak şekilde yeniden belirlemek. Atıl duruma gelecek holler elden geçebilir veya yıkılabilir. Tarihi holler tematik müzelere veya sanat merkezlerine dönüşebilir. Mavişehir’e düşünülen opera salonu, Basmane çukuruna yapılabilir. Fuarın çevresindeki binaların altlarına başka çekim merkezleri eklenebilir, Oteller Sokağı projeye eklenebilir. Zamanla bu mekanlar aralarında sinerji yaratarak, Kültür Park’ın, İzmirliler’in sadece fiziksel olarak değil, zihinsel ve ruhsal olarak ta nefes alabilecekleri bir vaha haline gelebilir. Kültür Park, Kültür Vadisi’ne dönüşebilir, Türkiye’de eşi benzeri bulunmayan, yürüyerek gezilebilen, kendi kendini besleyen ve gelişen dev bir ekosistem yaratılabilir. Mühim olan noktaları doğru şekilde birleştirebilmek.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.