Öncülerin Şehri Yürüyen İzmir

EXPO temamız ‘Herkes için sağlık.’ Peki sağlık gerçekten ne demek hiç düşündük mü? Veya İzmir’in ve geleceğimizin ne kadar sağlıklı olduğunu? Ya da nasıl daha sağlıklı bir şehir yaratabileceğimizi? Temelde, ‘sağlıklı olmak’ çoğumuz için hasta olmamak, ağrı-sızı duymamak anlamına gelir. Oysaki Dünya Sağlık Örgütü 1948 yılında kurulduğunda ‘sağlık’ kelimesinin anlamını ‘fiziksel, zihinsel ve toplumsal iyi olma hali’ şeklinde açıklamış. Yani sağlık sadece parasını verip hastanede bulabileceğimiz bir şey değil. Aksine hayatımızın her alanında gizli: Soluduğumuz havadan aldığımız gıdaya, gördüğümüz manzaradan yürüdüğümüz yola bir çok unsur sağlığımızı etkiliyor. Yani İzmir’imiz, sağlımızı direk etkiliyor. Eğer amacımız gerçekten ‘herkes için sağlık’sa kentsel dönüşüm planlama ve tasarım sürecinde sağlığı, İzmir’in bir numaralı önceliği yapmalıyız.

Zamanında, Amerika’nın batı ve doğu yakasında yaşayanların yüz ifadelerinin karşılaştırıldığı bir araştırma yapılmış ve batı yakasında yaşayanların yüzlerinin daha ifadesiz, donuk ve duygusuz olduğunu ortaya çıkmış. Temelde yatan neden ise çok ilginç: Batı yakasında çok daha fazla araba kullanılması… Düşük yoğunlukta ve yaygın yerleşimin olduğu batıda, her gün uzun saatler araba kullanan ve bu sırada sadece yola bakan insanların yüz ifadeleri yok olmaya başlamış. Doğudaysa insanlar daha çok yürüdükleri ve yürürken de diğer insanlarla karşılaştıkları için yüzlerinde ifade kaybı az olmuş. Yürümemenin daha ciddi olumsuz etkileri de var: Evrimsel olarak ayaklar ve zihin birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Örneğin tehlike durumunda koşarız, stresi azaltmak için hareket ederiz. Yani ayaklar, zihnin vanası gibi. Yürünmeyen bir ortamda zihinsel arızalar çoğalabilir.

İzmir’de bir çok uydu kent ve sayısız site var. İlk başta modern yaşam sunuyormuş gibi görünen bu siteler aslında sadece araba ile ulaşılabilen, site sınırları dışında yürümeye olanak tanımayan ve insanları yabancılaştıran sağlıksız yerleşim birimleri. Peki şu anki İzmir çok mu sağlıklı? Hayır. İzmir’in büyük bir kısmı yıkılacak ve yıkılması da gerekiyor. Ancak tedbir almazsak bizleri arabaya daha bağımlı, daha az yürünen, daha izole yani daha sağlıksız bir gelecek bekliyor. Bence, ufukta bizi bekleyen bu mutsuz geleceği iki hamlede değiştirebiliriz: Yürünebilir bir şehir planlamak ve de İzmir’in markasına (yani coğrafyasına, iklimine ve kültürüne) uygun bir mimari yaratmak. İlk olarak işe yürümekten başlayalım.

Psikolog James Hillman, sağlıklı şehirleşmenin ayak ve göz arasındaki narin dengeye dikkat etmesi gerektiğini söyler. Hillman’a göre ayak ‘yönlendirmek’, gözse ‘güzellik görmek’ ister. Ne zaman bu iki organ ahenk içindeyse zihinsel olarak sağlıklı olabiliriz. Göz, ayağa baskın geldiğinde Hillman’a göre psikolojik sorunlar çıkıyor. Örneğin, sokakları dik kesişen bir şehirde göz, ayaktan hızlı dolaşır ve bu yüzden şehir sıkkınlık ve monotonluk yaratabilir. Veya yukarıda bahsettiğimiz gibi uzun süre araba sürmek ayağı göze esir edip duygu kaybı yaşatabilir. Bu yüzden İzmir’imizin geleceğini planlarken yürünebilen, ayağın yönlendireceği bir İzmir düşünmeliyiz. ‘Yürüyebilen İzmirli’ zihinsel olarak daha sağlıklı olacaktır. Büyük Mavişehir blokları, etrafı duvarla çevrili siteler yerine Alsancak 1389 Sokak veya Bostanlı 6348 Sokağı kendimize örnek almalıyız. Sonuçta İzmir denince akla bu sokaklar gelmiyor mu? Bu sokaklar zaten markamızın bir parçası değil mi? Gelelim göze… Sadece yürünebilir sokaklar yaratmak yetmez. Güzellik de yaratmalıyız. Örneğin tarihimizden esinlenip İzmir’e has estetik bir mimari yaratsak? Üç kattan yüksek olmayan apartmanlara izin vermeyip gözümüzü yormasak? Ağaçlı, tekdüze olmayan kaldırımlar, köşelerinde dükkanların olduğu sokaklar tasarlayıp gözümüzü tembelleştirmesek sizce daha sağlıklı bir İzmir ve daha sağlıklı İzmirliler yaratmış olmaz mıyız? Sağlığın anahtarı ‘ayağın yönlendirdiği, göze hitap eden bir İzmir’ yaratmakta.

3 thoughts on “Öncülerin Şehri Yürüyen İzmir

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.