Gelecekteki kendimize bir not

Yerel seçimlere aylar kaldı. İzmir’in yeni belediye başkanın sunacağı vizyon, kentin geleceğini şekillendirecek. Biz de bu ay geleceğe yolculuk yapmaya karar verdik. Bakalım şehircilik anlamında dünyanın önde gelen kentlerinde neler oluyor.

Batıda bir süredir müzeler ve sanat galerileri eski fabrika binalarına taşınmakta. Örneğin, Londra’daki Tate Modern galerisi eski bir elektrik santralinde yer alıyor. Cape Town’daki Afrika Modern Sanatları Müzesi eski bir silo binasının içinde olacak. San Antonio’daki eski bira fabrikası nefes kesen bir dönüşüm sonucu sanat müzesi haline gelmiş. 

Atıl endüstriyel binaların kültürel amaca uygun hale getirilip kente geri kazandırılması Türkiye’de de yaygınlaşan bir trend. Akla Santral İstanbul ve İstanbul Modern geliyor. İzmir’deki Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi ve Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi de bu kategoriye girebilir.

Müzeler bir kentin geçmişinin günümüzde yaşatıldığı, toplumsal kültürel mirasın hatırlandığı yerler. Bu mekanlar hemşehrililerin ortak paydalarını daha iyi anlamalarını sağlayacak ipuçları içermekteler. Aynı zamanda ziyaretçilerinin estetik algılarını açıp, onlara ilham veriyorlar. Bu bağlamda endüstriyel yapıların kültür merkezine dönüştürülmesi kendi içinde tutarlı ve kent adına doğru amaca hizmet eden bir trend. Peki ya atıl durumdaki tarihi yapılar? İşte o noktada işler karışmaya başlıyor.

Yukarıda anlattığımız trendin bir uzantısı olarak bir çok tarihi binaya perakende markaları yerleşmekte. Mesela Moskova’daki art nouveau tarzı yüzyıllık bir binaya yakınlarda Nike Store açıldı. Amerika’nın başkentindeki tarihi posta ofisi artık bir Trump Hotel. Ülkemizde de benzer örnekler bulunabilir. 

Öte yandan, tarihi binaları perakende dükkanına çevirmeye çalışan markalar toplumsal dirençle karşılaşmaya başladı. Apple’ın, Washington DC’deki tarihi Carnegie Kütüphanesi’ni on yıllığına kiralaması bir halkla ilişkiler sorununa dönüştü. Aynı markanın Melbourne’de açmayı planladığı dükkanın, Aborijin kültür merkezini yerinden edeceği ortaya çıkınca belediye ne yapacağını şaşırdı. Son olarak da Stockholm belediyesinin, kent merkezindeki Kungsträdgården parkında Apple’a tahsis ettiği alan yoğun protestolar yüzünden geri alındı.

Son üç örneğin ortak noktası Apple firması. Bu elbette bir tesadüf değil. Apple teknolojiden pazarlamaya her anlamda öncü bir firma. Son on beş yılda Apple Store’lar sadece perakende sektörüne yön vermedi; aynı zamanda açıldığı şehirlere de farklı bir enerji getirdi. İşte bu ivmeyi daha ileriye taşımak isteyen firma, artık dükkanlarını Apple Kent Meydanı olarak adlandıracağını ilan etti. Apple Store’ları çevreleyen alanlara halka açık teknoloji aşılayacağını, oraları güzelleştirip, 24 saat yaşanabilen mekanlar haline getireceğini bildirdi. 

Sosyalleşmek en temel gereksinimlerimizden biri. Kentlerin de bu ihtiyacı karşılayacak mekanlar sunması lazım. Ama ABD şehirciliği, toplumsal mekan yaratma konusunda sağlam bir özgeçmişe sahip değil. Neticede Amerikan kültürü bu talebi ticari mekanlar üzerinden halletmeye çalışıyor. AVM kavramının doğduğu topraklarda şimdi de bir marka kent merkezi olmaya çalışıyor. Firmanın çıkış noktası her ne kadar güzel olsa da toplumsal mekanların özelleştirilmesi ciddi sorunlar içeriyor. (Ülke olarak bunu Gezi Direnişi esnasında yakından gördük.)

Belki İzmir olarak henüz bu konuyu dert edecek noktada değiliz. Ama toplumsal mekanların özelleştirilmesi tehlikesi eninde sonunda kentimize gelecek. Çünkü batının geçmişte yaptığı şehircilik hataları bugün bizim derdimiz oldu: yayalar yerine arabaları öncelikli gören yaklaşım, yüksek binaları gelişmişlikle eş görme yanılgısı, daha büyüğün daha iyi olduğu sanrısı, vb. Amerikalılar’ın %53’ü yürünebilir şehirlerde yaşamak istediklerini belirtedursun, biz kentlerimizi yaymaya çalışıyoruz. Bu yüzden İzmirin geleceğini şekillendirecek yeni belediye başkanının, gelecekten gelen bu notu, zihninin bir köşesine kaydetmesi faydalı olabilir. 

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.