Belediye binasını yıkalım mı? Belediyeye göre, Konak Meydanı’nın betondan arındırılması için devlet binalarının da yıkılması gerekli. Bazılarına göre, AKM’ye kadar tüm yapıların yıkılmalı. Sarıkışla’nın tekrar yapılmasını isteyenler de var. Bu fikirlerin tamamı Konak Meydanı’nı sahiplenen ve şehrin güzelleşmesini isteyen İzmirliler’in, saygı duyulması gereken düşünceleri. Konak, her ne kadar ödüllü bir meydan olsa da, çirkin yapılaşmanın ve betonarme binaların yoğun olduğu bir bölge. Evet, belediye binası yıkılsa çok güzel olur. Ancak İzmir’in gerçeklerini göz ardı edebilir miyiz?

Başka yere yeni bina inşa etmek, mevcut binayı yıkmak, Belediyeyi yeni binasına taşımak oldukça pahalı bir proje. Maliye tarafından yakın markaja alınmış olan Belediye, böylesine riskli bir projenin altına girmek ister mi? KİK, bürokratik engel çıkarmaz mı? Sarıkışla’yı yeniden inşa etmeye kalksak, Konak’ta ikinci bir ‘Basmane Çukuru’ yaratılmayacağının garantisini kim verebilir? Herhangi bir sebepten ötürü süreç yarı yolda duruverse, etraftaki güzel gelişmeler yarım yamalak kalmaz mı? Örneğin, Kadifekale, Agora ve antik tiyatro civarının temizlenmesi… İZTO’nun Dalgakıran projesi… İki mekanın teleferikle birleşmesi… TARKEM’in Kemeraltı projesi… Körfez kıyılarının çepeçevre yenilenmesi… Şehrin ortasında, senelerce sürmesi muhtemel bir çirkinlik, meydanı güzelleştirme arzumuza tersi düşmüyor mu? Peki alternatif nedir? Geçici, ekonomik ve estetik bir çözüm var mı? Bu çirkin binaları, birer çekim alanına çevirebilir miyiz? Toronto bunu başarmış. Biz neden başaramayalım?

Eğer İBB binasına çirkin diyorsanız, Toronto Belediye binasını görmelisiniz. Dış yüzeyinde cam olmayan, tamamen betondan yapılmış, iç içe geçmiş silindir şeklinde iki utanç kulesi. Bu binaları yıkmak, restore etmek, hatta süslemek bile oldukça pahalı. Ama Torontolu sanatçılar yılmamış ve değişik bir yol bulmuş: Binanın üzerine ışık oyunları yansıtmak. Evrimsel olarak insanoğlunun ışık oyunlarına bir sevdası var. Eskiden, geceler yıldızları izleyerek geçirilirmiş. Şömine ateşini sevmeyen biriyle tanıştınız mı? Veya havai fişekten hoşlanmayan biriyle? Işık, aslında hayal gücümüzü tetikleyen büyülü bir olgu. Zaten Torontolu sanatçıların çıkış noktası da ‘büyü’ olmuş. Bahsettiğimiz tarihi eser, saray veya cami gibi tekdüze bir aydınlatma değil. Hatta Boğaziçi Köprüsü gibi yanar döner bir aydınlatma da değil. Torontolular, binanın gece boyunca izlenebilecek, izleyeni kendisine bağlayacak, hatta arada sırada izleyiciyi de işin içine katacak, dinamik, önceden kestirilemeyen ışık oyunlarına sahne olmasını istemiş. Bir projede binanın yüzeyi, ekolayzır grafiğine çevrilmiş. Kurulan projektörler, radyoda çalan parçalara göre anlık olarak grafik çizgileri bina yüzeyine yansıtmış. Böylesine basit bir çalışma bile, gün içinde utandığınız bir binayı, çekim merkezi haline getirmeye yetmiş. Başka bir projede, bina yüzeyine Tetris ve benzeri oyunlar yansıtılmış. Torontolular, binanın beton cephesinde gece boyunca oyun oynamış. Büyülü ışık oyunları Toronto’ya mahsus değil. Yaratıcılıkta gerçekten sınır yok. Avrupa’da internet üzerinden kare bulmaca oynatan ve anında bina yüzeyine yansıtan projeler var. Projektörler bir kere yerleştirildikten sonra ortada büyük bir masraf kalmıyor. Böyle bir projenin hayata geçirilmesi bir kaç kilometrelik kaldırım döşemekten daha ucuz.

Konak Meydanı, İzmir’imizin kalbi. Meydanın betondan temizlenmesi, çirkin binaların yıkılması hepimizin arzusu. Ne yazık ki İzmir’in dinamikleri, böylesine büyük bir projeyi çok gerçekçi kılmıyor. Ancak, çirkinliği güzelliğe çevirmek çok zor değil. İlla balyoza, buldozere ihtiyacımız yok. Daha ekonomik çözümler mevcut. Gündüz bakmak istemediğimiz belediye binasını, geceleri gözümüzü ayırmak istemediğimiz bir mekana çevirebilir, ışık oyunlarını, konserler, canlı performanslar ile birleştirip, Konak Meydanı, İzmirliler’in akşamlarını geçirmek istediği büyülü bir yere çevirebiliriz. Yaratıcılıkta sınır yok! 5. dakika, 44. saniyeden itibaren izleyin, ışığın büyüsüne kapılın!
