Pasaport Dalgakıranı’nın varlık sebebi

İzmir’den çıkan heyecan verici markalar serimize kısa bir ara veriyoruz, çünkü yakınlarda İzmir’in geleceğini etkileyecek çok önemli bir gelişme oldu: İTO Pasaport Dalgakıran’ın üst kullanım hakkını aldı. Sayın Ekrem Demirtaş dalgakıran ile ilgili etkileyici vizyonunu “1876 yapılan ve bugüne kadar karanlıkta ıssız kalan dalgakıranı bir pırlanta kolye gibi İzmir’e kazandıracağız. İzmir bu projeyle aynı zamanda günün her saati yaşayan ve insanları çeken çok önemli bir cazibe merkezi olarak kazandıracağız.” şeklinde açıkladı. Şehrin merkezine 24 saat yaşayan bir cazibe merkezi kazandırılması çok önemli bir konu. Ama biraz daha dikkatli bakarsak Dalgakıran’ın İzmir için aslında daha da önemli bir rol oynayabileceğini görebiliriz.

Deniz, mücadele gerektirir. Mücadeleci nesillerin yetişmesi, İzmir'in geleceği için en önemli konu.

Ne yazık ki denizle ilişkimiz ve denizcilik kültürümüz oldukça geri. Çoğumuz için deniz, yaz aylarında gidilen veya kenarında balık yiyip içki içilen bir şeyden öte değil. Oysa ki temeline inildiğinde deniz keşfedilmeyi bekler. Denizcinin gözü hep dışardadır, hep keşfetmek, her şeyin ilkini yapmak ister. Özellikle iş adamlarımız arasında kaşif düşüncelilerin artması ilklerin şehri olan İzmir’in geleceği için hayati önem taşımakta. İzmir’e bu öncü kafa yapısının tekrar yerleşmesi lazım. Denizle haşır neşir olmak vasıtasıyla yeni nesiller bu konuda mesafe kaydedebilir. Ne mutlu bize ki Körfez için büyük projeler tartışılmaya başlandı. Hem Belediye hem de Hükümet körfeze bir çok marina yapmayı planlıyor. Denizi ve denizciliği seven biri olarak bunu fevkalade olumlu ancak yetersiz buluyorum. Ne yazık ki şık marinalar yapıp onları yatlarla doldurmak denizcilik kültürü yaygınlaştı anlamına gelmiyor. Tabi ki de Dalgakıran son derece şık, modern ve cazibeli olmalı. Estetik, evrimsel olarak insanoğlu için bir öncelik. Ama eğer İTO gerçekten ölümsüz bir marka yaratmak istiyorsa Dalgakıran sadece göze hitap etmemeli, bir varlık sebebi olmalı. Bu da ‘İzmirliyi denizle barıştırmak.’ olmalı. Nasıl mı? Toronto’dan güzel bir örnek verelim.

Toronto şehri Ontario Gölü kenarında kuruludur. Şehirde sayısız marina bulunmakla beraber bunlardan biri özeldir: National Yatch Club (NYC). Bu marina 117 seneden beri varlığını sürdürüyor çünkü misyonunu çok iyi belirlemiş: Torontoluların denizcilikle tanıştıkları yer olmak. Marina kelimesini duyduğunuzda aklınıza ilk olarak zenginlik, lüks ve prestij gelebilir. NYC’de bunların hepsi var. Ayrıca NYC’nin amacı şehirliyi denizle tanıştırmak olduğu için Kulüpte sadece 500 lira karşılığında 3 aylık denizcilik eğitimi alabiliyorsunuz. Kış aylarında öğrendiğiniz teoriyi baharda pratiğe döküyorsunuz. Karşılığında bir bröve ve hayat boyu NYC’nin “Crew Bank”ine giriş hakkı kazanıyorsunuz. İşin can alıcı kısmı da zaten burada. Hafta sonu tekne sahipleri günübirlik gezilere çıktıklarında yelkenliyi idare etmek için bir ekibe ihtiyaçları oluyor. NYC’de Crew Bank üyeleri ile yat sahipleri arasında bir eşleştirme yapıyor ve onları bir tekneye atıyor. Böylece hem tekne sahibi, hem de üyeler bedavaya istediklerine kavuşmuş oluyor. Muhtemelen yaşı ilerlemiş yat sahipleri doyasıya teknelerinin tadını çıkarıyorlar ve bilgilerini ve anılarını yeni jenerasyona aktarıyorlar. Yat almaya yetecek parası olmayan Torontolular ise aslında zengin eğlencesi olarak algılanan denizciliği bedavaya yapıyorlar. NYC’nin Crew Bank programı sayesinde Toronto’da teknesi olmamasına rağmen her hafta sonu denize açılan sayısız insanla tanıştım. Tabi ne kadar çok sefere çıkarsanız rütbeniz de o kadar artıyor. Bu da size ekstra avantajlar kazandırıyor.

Ayrıca yat sahiplerinin yarışmacı ruhunu bilen NYC diğer servisi olan Shark Club ile üyelerini yat sahipleri ile eşleştirip onların yarışlara katılmalarına olanak tanıyor. Mesela 8 yıldır ayrılmayan ekipler var. NYC’nin son derece başarılı bir sosyalleşme merkezi olduğunu da söylemeye gerek yok. Bu çevrelerde nasıl iş bağlantıları yapıldığına şahsen tanık oldum. Son olarak ta NYC’nin şehre en önemi katkısı Toronto halkının denizciliğe karşı olan algısını değiştirmek ve kaşif kafa yapısını hep uyanık tutmak. İcat ve yenilikler listesinde Toronto’nun hep üst düzeyde olması tesadüf olmasa gerek.

Bizim Dalgakıranımız NYC’den daha güzel olacaktır. Bu konuda hiç bir şüphem yok. Ama eğer Dalgakıran markasının ölümsüz olmasını istiyorsak, ona NYC’ninki gibi asil bir misyon yüklemeliyiz. Şehrin tam merkezinde olan Dalgakıran tasarım ve eğlenceyi misyonu ile harmanlarsa geleceğin İzmirlerinin içlerindeki kaşifi tetikleyecektir ve İzmir’in ilklerin şehri olmasına katkı sağlayacaktır.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.