Alangüllü İskandinav Spası

Beş sene önce, Thomas Friedman’ın “Dünya Düzdür” isimli kitabını okumuştum. Giriş bölümünün adı “Ben uyurken” idi ve Amerikalı yazar, senelerce önem vermediği üçüncü dünya ülkelerinin, bıkmadan usanmadan çalışarak nasıl bazı konularda Amerika’yı yakaladığını hatta geçtiğini anlatıyordu. İki ay önce yayınlanan BIXI konulu yazımdan hemen sonra bir okurumun beni uyarması üzerine ben de aynen Friedman gibi hissettim: Çalışkan Kayseri BIXI sistemini çoktan getirmiş ve işletmeye başlamış bile! Bunu iki sebepten yazıyorum: Birincisi, yanlış bilgi verip sizleri yanılttığım için özür dilemek. İkincisi de günümüzde fikirlerin ne kadar hızlı yayıldığını ve uygulandığını göstermek. Artık bir fikir nerede çıkarsa çıksın, aylar içinde başka bir coğrafyada uygulanabiliyor. Özellikle biz İzmir diasporasına çok iş düşüyor. Antenlerimizi devamlı açık tutmalıyız ki gördüğümüz yenilikleri şehrimize hızlıca kazandırabilelim. Aynı şekilde, şehrimizin büyüklerinin  de bu fikirleri toparlayacak, hızlıca değerlendirecek, hayata geçirecek ve fikri ortaya atanı da ödüllendirecek interaktif bir mekanizma kurmaları gerekmekte. Bu başka bir yazının konusu. Bu ay İzmir’imizin hinterlandına yakışacağını düşündüğüm bir markadan bahsetmek istiyorum: Alangüllü İskandinav Spası…

Aslında tam olarak böyle bir marka yok. Anlatayım. Germencik’te Aydın Belediyesi’ne ait Alangüllü Kaplıcaları isminde bir işletme mevcut. Bu tesis zeytin ve incir ağaçları ile bezenmiş rüya gibi bir vadinin tam ortasına kurulu. Sadece kuşların şakıdığı, gürültünün hiç olmadığı cennetten çıkma bir yer. Değerli bir termal suya sahip olan kaplıca sağlık turizmine hizmet etmekte. Genelde yurt içinden ve yurtdışından kalabalık kafiyeler gelmekte. Haliyle sizi başka diyarlara götüren, rahatlatıcı bir ortam bulamıyorsunuz. İzmir’in stratejik planında sağlık turizminin önemli bir yeri olduğu için benim gözümde Alangüllü Kaplıcaları baştan yaratılması gereken çok önemli bir marka. Bakalım Alangüllü’yü nasıl markalaştırabiliriz?

Le Scandinave, Kanada’da popüler kayak merkezlerine yakın şubeleri olan çok kaliteli bir spa. Doğa ile iç içe olan Le Scandinave Spa’ları yaz-kış açık havada hizmet veriyor. Yani hava -20 derece de olsa mayonuzu giyip karlar arasında jakuziye giriyorsunuz. 30 dakikalık jakuzi sefasından sonra, buzları kırılmış nehre dalarak vücudunuzu şoke ediyorsunuz. En son olarak ta, dinlenme odasında yerçekimsiz koltuklara yatarak rahatlıyorsunuz. Le Scandinave spaların bir ortak yönü var: Arabanızı park ettiğiniz andan, tesisi terk edene kadar her yönüyle kusursuz bir dinlenme deneyimi yaşıyorsunuz. İşte başarılı bir marka olmak ve daha çok para kazanmak için Alangüllü’nün öğrenmesi gereken müşterilerine böyle eşsiz bir deneyim yaşatmak. Peki Le Scandinave bunu nasıl beceriyor?

İlk olarak müşterilerinin neden geldiğini çok iyi biliyorlar: Dünyadan üç saatlik te olsa kaçmak ve bütün senenin stresini ve yorgunluğunu atmak. Bu yüzden, arabanızdan çıktığınız anda spa size dinlendirici bir sinyal yolluyor: havayı kaplayan tütsülenmiş okaliptüs kokusu. İnsanlar için koku çok önemli bir hafıza aracıdır. Belli kokular bize acı veya tatlı anılarımızı hatırlatabilir. Bu yüzden tütsülenmiş okaliptüs kokusu yayarak Le Scandinave sizi daha içeri girmeden gevşeme havasına sokuyor. Dağ evi şeklindeki resepsiyon binasına girer girmez sizi dev bir şömine karşılıyor. İşlemlerinizi yaptırırken size rahatlatıcı bir fincan bitki çayı sunuluyor. Arka planda çok düşük desibelde bir müzik çalıyor. Gevşemeye devam ediyorsunuz. Beyaz bornozlarınızı alıp soyunma odasına geçiyorsunuz. En önemli detay burada cereyan ediyor: Tesisi tanıtan rehberiniz sizi kesinlikle yüksek sesle konuşmamanız için uyarıyor. Gerçekten de tesis içinde ancak fısıltı düzeyinde insan sesi duyabiliyorsunuz. Bağırarak soğuk suya giren, sıcak havuza atlayan, ortalıkta gezinen, dinlenme odasında bir şey yiyen kişilere kesinlikle tolerans tanınmıyor. Bu yüzden de Le Scandinave’ın “zen” ortamı hiçbir zaman bozulmuyor, kalitesi hiç düşmüyor.

Alangüllü ve Le Scandinave kağıt üzerinde aynı şeye sahipler: Mükemmel bir doğa içinde yer alan kaplıca. Ancak Alangüllü’nün müşterisine sunduğu termal su ile sınırlı kalıyor. Le Scandinave ise müşterilerine bir kaç saatlik te olsa dünyadan kopma deneyimi yaşatıyor. Zaten marka yaratmanın temelinde bu yatıyor: Müşterinizin günlük hayatı içinde yerinizi ve öneminizi tespit etmek, arzularını anlamak ve beklentilerini aşan değerli bir deneyim yaşatmak. Böyle bir markaya kim hayır diyebilir?

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.